Son zamanlarda toplumda artan çocuk istismarına yönelik cinsel şiddet eylemlerinin artmasıyla bu suçların önlenebilmesi açısından kastrasyon yönteminin uygulanması ülkemizde de sıklıkla tartışılmaktadır. Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlarda Hükümlü Olanlara Uygulanacak Tedavi Hakkında Yönetmelik’in kimyasal hadımı içeren maddesi kimyasal kastrasyona ilişkin hükümlerin yeniden uygulamaya konulması önerildi.
Peki, kastrasyon nedir?
Her iki yumurtalık veya testislerin çıkarılarak testosteron ve östrogen adlı hormonların salgısını durdurma işlemine hadımlaştırma veya kastrasyon adı verilir.
Ancak cinsel kastrasyon cerrahi bir operasyonla olabileceği gibi bir takım kimyasal ilaçların erkeğe verilerek testosteron seviyesini azaltmak ve bu ilaçları kişilerin ömür boyu almasını sağlayarak cinsel fonksiyonlarını azaltıcı bir etki oluşturması hedeflenmektedir.
Toplumda hadım4 olarak da bilinen kastrasyon tartışmaları uzun yıllardır, toplumda öfke uyandıran birtakım ağır suçlardan sonra tekrar gündeme gelmekte ancak bu uygulama ne toplumda ne de siyasiler tarafından konunun özüne inilerek tartışılmamaktadır. Kanaatimizce ‘nedeni’ ortadan kaldırmaktansa ‘sonuca’ odaklanan ve yine (erkekliğini elinden almakla tehdit ederek) hem gericiliği hem de erkekliği yücelten bir çözüm arayışı olmaktan öteye gitmemektedir.
- Kimyasal kastrasyon, uygulandığı ülkelerin çoğunda rızaya bağlı olarak ve genellikle itiyadi5 suçlularda kullanılmaktadır. Rızaya dayalı olması failin maddi-manevi bütünlüğüne önem verildiğini gösterse de koşullu salıvermenin şartı olduğu durumlarda iradenin pek de özgür olduğu söylenemez. Önemli olan husus ise, kastrasyonun genellikle psikolojik danışma ile birlikte yürütülmesidir. Yani, tek başına kimyasal kastrasyon uygulanması tehlikeli olabileceği gibi, failin uzun süre hapsedilmek suretiyle toplumdan soyutlandıktan sonra, vücuduna dışarıdan hormon verilerek topluma salıverilmesi farklı riskler oluşturmaktadır.
- Kimyasal kastrasyonun cinsel suç faillerinin ıslahında etkili bir tedbir olduğunu savunanların argümanları, bu yöntemin cinsel suçlar bakımından caydırıcı olduğu, faili ıslah ederek tekerrürü önlediği, hapis cezasına göre daha hafifi olduğu ve ilaç maliyetlerinin daha ucuz olduğu şeklinde özetlenebilir. Ancak cinsel suçların temelinde, başta toplumsal dinamiklerden ve cinsiyet rollerinden kaynaklı sorunların yer aldığının kabulüyle cinsel şiddetin bir hastalık değil suç olduğu, kimyasal kastrasyonun ise bir tedavi olmadığı gibi cinsel saldırıları önleyebilecek bir yöntem de değildir. Bir tedaviden bahsedebilmek için en azından olumsuz yan etkilerinin faydalarından daha az olması gerekir bununla birlikte geçmişte yaşanmış deneyimler ve yapılan araştırmalar göstermiştir ki kimyasal kastrasyonun psikolojik danışma ile desteklenmediğinde sanıldığı gibi tekerrürü önleyici etkisi olmamıştır.
- Kimyasal kastrasyon her ne kadar yönetmelikte tedavi olarak tanımlanmış ise de bunun bir ceza olduğu ortadadır. Nitekim yönetmelikte bu tedbire başvurulurken failin rızasının varlığı aranmamaktadır eğer uygulanmasına karar verilmiş ise hapis cezasının yanında, infaz sırasında veya koşullu salıverilmede zorunlu bir tıbbi müdahale olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu bakımından kişinin bir suçtan iki kez cezalandırılamayacağı ne bis in idem1 hukuk genel prensibine aykırılığı gündeme gelmektedir.
- Cezaların bölünebilirliği ve geri dönülebilirliği özellikle adli hatalar bakımından ceza hukuku açısından son derece önemlidir. Her ne kadar ilk bakışta kimyasal kastrasyonun, cerrahi kastrasyon ile kıyaslandığında geri dönülebilir bir yöntem olduğu düşünülse de ilaç kullanımı bırakılsa dahi yan etkileri (göğüs büyümesi, ses incelmesi, vücutta kıl ve saç kaybı, kemiklerin zayıflaması vb.) geri dönülemez sonuçlar doğurmaktadır.
- Cinsel suç faillerinin ağırlıklı olarak erkek olduğu varsayımıyla sadece erkeğe yönelik olarak uygulanabilecek bir tedbir olarak karşımıza çıktığı görülmektedir. Oysaki cinsel suçların kadınlar tarafından ne sıklıkla işlendiği veya kadın mahkûmların çok olup olmadığı bilinmemekle birlikte cinsel suç faillerinin kadın olduğu vakalarda toplumda kadına biçilen rol sebebiyle bu suçların faillerinin ortaya çıkarılması güçleşmektedir. Kadına biçilen anne rolü veya bizzat cinsel istismar mağduru çocuk (veya ebeveynleri) tarafından cinsel deneyim olarak tanımlanması bu suçun kadınlar tarafından işlendiği ihtimalini ortaya çıkartılmasını adeta imkansız hale getirmektedir.
- Tüm bu açıklamalar ışığında, pozitif hukuk bakımından değerlendirildiğinde; bu denli ağır bir cezayı düzenleyen yönetmelik hükmü, bu haliyle Anayasa’nın suçta ve cezada kanunilik ilkesine, kimyasal kastrasyon ile ilgili kanuni düzenleme olmadığından ve tıbbi zorunluluk sayılamayacağından kişinin rızası olmaksızın vücut bütünlüğüne dokunulamayacağı ve tıbbi deneylere tabi tutulamayacağını düzenleyen hükmüne, işkence ve insan onuruna aykırı cezaya çarptırılma yasağına aykırı cezaya çarptırılma yasağına, temel hak ve özgürlüklerin özlerine dokunulmaksızın ancak kanunla sınırlanabileceğini öngören hükmüne aykırıdır.
Değerlendirme
Her ne kadar kastrasyon yönteminin caydırıcı etkisi olduğuna inanılsa da caydırıcı olmasından ziyade istenilen amaca ulaşması bakımından da etkili bir yöntem olmadığı kanaatindeyiz. Zira saldırı sebebini tek bir unsura bağlamak gerçeklikten çok uzak bir değerlendirme olacaktır. Bu tür suçların failleri genellikle “cinsel isteklerim çok fazlaydı, kontrol edemedim dolayısıyla böyle bir eylemde bulundum” gibi savunma yaptığı görülmektedir. Ancak cinsel şiddet eylemlerinin tek bir nedene bağlanabilmesi mümkün olmadığı gibi gerçekçi de değildir. Kastrasyon tedbirine başvurarak kişinin cinsel isteklerini azaltabilirsiniz, ancak cinsel davranışlarında değişiklik yapılamayacağı açıktır.
Yapılan araştırmalar göstermiştir ki kimyasal ilaçlar düzenli kullanılmadığında testosteron seviyesinde ciddi oranda azalmalar ve yükselmeler gözlemlenmiştir. Bununla birlikte bir diğer sorun ise bu kişiler dış dünyaya salındığında bu ilaçları alıp aynı zamanda ilave olarak testosteron hormonu alma ihtimalleri de mevcut olmasıdır. Baskılayıcı ilaçların üstüne bir de testosteron alınması kişinin cinsel davranışlarında nasıl sonuçlar doğuracağı bilinmemekle birlikte daha tehlikeli sonuçlar doğurabileceği olası ihtimaller arasındadır. Bu bakımdan mevcut durumlar göz önünde bulundurulduğunda kimyasal kastrasyon tedbirine başvurulması hususunda kamunun yararına olacağına dair bilimsel somut bir veri bulunmamaktadır.
Toplumun olduğu yerde suç vardır ve belki hiçbir zaman tamamen ortadan kaldırılması da mümkün değildir ancak bunu en azından daha az rastlanacak seviyeye indirmenin mümkün olduğu düşünüldüğünde, meselenin özüne inilerek nedenlerini ortaya çıkarmak gerekmektedir. Siyasi demagojiden uzak, özeleştiri yaparak toplumsal bilinç oluşturma ihtiyacı olduğunu kabul etmek gerekir. Gerçekten çözüm üretmek istiyorsak öncelikle kadına olan bakış açısını değiştirmek meselenin çözümüne yönelik atılacak en önemli adımlardan biri olduğu açıktır. Kadını naif, korunması gereken, erkeğe bağımlı, erkeğin tamamlayıcısı hatta bedeninin ticari meta olarak kullanılmasından vazgeçtiğimizde ve cinsiyetçi bakış açısından uzak bireyler yetiştirdiğimizde toplumda infial yaratan üzücü cinsel şiddet vakalarının hiç değilse azalacağı kanaatindeyiz.
Dipnot:
- Ne bis in idem Ceza hukuku ve ceza yargılaması hukuku alanında benimsenmiş olan bu prensip, aynı fiil nedeniyle faile bir ceza verilmesi demektir.
- Caner Yenidünya, Yusuf Yaşar, “Kastrasyon Cinsel Suç Faillerine Uygulanabilecek Uygun Bir Yaptırım mıdır?”, TAAD, S:14, 2013, s.180.
- Tevfik Sönmez Küçük, “Bir Ceza Hukuku Yaptırımı Olarak Zorunlu Kastrasyonun Anayasa Hukuku Açısından İncelenmesi”, GÜHFD, C:19, S:4, 2015, s.312.
- Hadım (iğdiş etme) ve kastrasyonun aynı anlama gelmemektedir.
- İtiyadi suçlu “kasıtlı bir suçun temel şeklini ya da daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekillerini bir yıl içinde ve farklı zamanlarda ikiden fazla işleyen kişi”.
- Ar. Gör. Baran Kızılırmak / Kadir Has Üniversitesi Hukuk Fakültesi